News
Haber akışını gör


NEWS.am’in Osmanlı Türkiyesinde 1915-1923 yıllarında gerçekleştirilen Ermeni Soykırımının 100. 

Yıldönüm arifesinde «Sağ kurtulanlar» dizisine devam etmekte.

«Sağ kurtulanlar» çoculuklarını ve vatanlarını kaybeden sıradan insanların hikayelerini içermekte.

«Sağ kurtulanlar» 100 yıllık telafi beklentisinin 100 yıllık acı ve belleğidir.

«Sağ kurtulanlar» tanınmayı, kendi acılarının tanınması umudunu kaybetmeyen, sayıları her 

geçen gün seyrekleşen insanlar topluluğudur.

«Sağ kurtulanlar»dan biri 103 yaşındaki Silvard Atajyan’dır.

Kapalı ziynet kutusunu her zaman açmak istersin. Eğer bu eski deniz kabuklarıyla süslü çömlektense, 

büyük bir ihtimalle birçok sırlar barındırmaktadır (Fotoröportaj). Ancak nezaket hissi galebe gelmekte ve ben sabırla ev sahiplerini bekliyorum. 

- Bu büyükannemin ziynet kutusudur. Bunu ona annesi armağan etmiş –diyor ilgimi fark eden Nune adındaki genç kadın. 

–Bugün bu kutuda aile arşivindeki fotoğraflar muhafaza ediliyor. İsterseniz bakabilirsiniz. Büyükannem şimdi gelir ve herşeyi anlatır. 

Bu sözler üzerine beyaz saçlı Silvard Atajyan vakarla kapıların arasında belirdi. Biraz yavaşlayarak 

salondan geçti ve her zamanki eski koltuğuna oturdu. Büyükannenin yanına konmuş sandalyeye oturarken, bakışlarım tesadüfen servis takımlarının bulunduğu camekanının ardındaki genç bir adamın 

fotoğrafına ilişti.

-Bu sizin tornunuz mu? -diyerek sohbete başlamaya çalıştım.

-Evet, ancak artık yok –zor duyulur bir sesle fısıldıyor.

-Üzgünüm.- dedim bilinmez bir sebeple, şaşırarak , -herşey Allah’ın elindedir.

-Ah, ben bu kadar uzun yaşarken, onun bu kadar erken bizden uzaklaşması doğru mu? –diye acıyla soruyor büyükanne. –Allah o gün adaletsiz olduğu gibi, bugün de adaletsiz kalmaya devam etmekte.

O zaman 100 yıl önceydi. 1915 yılında, Akdeniz sahilinde bulunan Ermeni köylerinin sakinleri, Türk resmi yönetim çevrelerinin tehditlerini görmezden gelerek, Musa Dağına çıktılar ve özsavunma işini tertiplediler. Hayrapet ve MaritsaŞarbatyan’lar da adalet savaşçıları arasındaydılar. 

-Benim kızlık soyadım Şarbatyan’dır, şimdi ben eşimin soyadı olan Atajyan’ı taşıyorum- diye açıklıyor 

Silvard.Ben 1912 yılında Yoğunoluk köyünde doğdum. O olaylaar esnasında sadece 3 yaşındaydım.

-Amcamı Türkler öldürdüler ve nehre attılar, babamsa kaçmayı başardı.-diye anlatıyor ebeveynlerinin ona anlattıklarını aktararak. 40 günü aşkın bir süre savunma içindeydik. Gündüz kadınlar korkmadan kocaları, 

erkekleri ve kardeşlerinin yanında saf tutmaktaydılar, geceleriyse üzüm, incir topama ve ekmek pişirmek için fark ettirmeksizin dağdan iniyorlardı, bir şekilde çatışan erkeklere yiyecek temin etmek için. Daha sonra Silvard, kendileriyle beraber Musa Dağı savunma muharebelerine kaynanası Sima Atajyan’ın da katıldığını anlayacaktır. Türklerin saldırılarından korunmak her geçen gün giderek zorlaşmaktadır.

-Kuvvet tükeniyordu. Bir gün ruhanimiz şöyle dedi: «Eğer aniden gücümüz biterse, hepimiz büyükten küçüğe denize atılırız».Bir gün sahilde bir Fransız gemisi göründü.

-Kaptan beyaz bayrağımızı fark etti ve kayıkları indirdi.

Kaptan Ermenilerin anlattıklarını dinledikten sonra tüm savunmacılara gemiye binip Mısır Port Said limanına taşınma talimatını verdi.Birinci Dünya Savaşının sona ermesinden sonra Ermeniler tekrar Musa Dağına geri dönme olanağına sahip oldular. Ancak o zaman artık Halep’te yerleşmiş olan Şerbetyan ailesi Suriye’de kaldı. Hayrapet küçük bir dükkan açar ve tarak imalatı kurar.

-Biz diğerleri gibi geri dönmedik,ancak evimize sıkça ziyarette bulunuyorduk-diye anlatıyor Silvard nine-7 çocuktuk. 3 erkek ve 3 kızkardeşim vardı: Nazeli, Lusik, Mari, Sarkis, Vardan ve Boğos.

Silvard 1935 yılında, komşu Hıdırbek köyünden, Fransız Ordusunda bir Ermeni subay olan Hovsep 

Atajyan’la evlenir. 1937 yılında genç ailenin ilk çocuğu doğar, oğlana Hovhannes adını koyarlar. Silvard kısa süre sonra ailesiyle Beyrut’a taşınır

Zaman geçmektedir ve Musa Dağlılara yurt toprakları için ölmeye hazır oldukları günlerin geride kaldığını sanmaktadırlar. Ancak herşey değişti. Düzene giren hayat 1939 yılında yıkıldı.

-Fransızlar topraklarımızı Türklere verdiler- der Silvard nine, dolan gözlerinden gözyaşlarını tutarak-
artık eve geri dönemedik.

Ağustos 1947’de Atajyan çifti Doğu Ermenista’a göç etmeye karar verir. Başlangıçta Etchmiatsin’e yerleşirler, 1947 yılında Hovsep dedemi kulak (zengin köylü) ilan eder ve Vardenis’e sürgün eder-diye devam eder ailenin hikayesine Nune.

Dedesi, Doğu Ermenistan’a taşınmadan önce, kendisini Sibirya’ya sürgün edeceklerinden korkarak tüm belgelerini yakmmıştır.

-5 yıl Vardenis’te yaşadık. Eşim kolhozda çalışıyordu, bense halı işliyordum. Sadece 1952 yılında Erivan’da bize toprak tahsis ettiler, 1953 yılında da bu evi inşa ettik. 

Hovhannes dışında Atajyan ailesinde 3 çocuk daha doğdu: Hakob, Sima ve Soğomon.Hayrapet ve Maritsa Şarbatyanlar Halep’te öldüler. Onlar Ermenistan’a gelemediler –yürek sızısıyla anlatmakta Silvard.

-Bugün ailemden sadece ben kaldım-der. Nune’nin ifadesiyle Silvard nine her yıl 3 Eylül’de torunları ve akrabaları için Musa Dağlıların geleneksel yemeği olan harisa pişirmekte.O bu şekilde babasına ve Musa Dağını savunanları saygısını ifade etmekte.

Ani Afyan

Fotoğraflar: Arsen Sarkisyan/NEWS.am

«Sağ kurtulanlar » dizisinin öncek konuları

100 yıl pişmanlık beklentisiyle. Khosrof Frangyan 

100 yıl pişmanlık beklentisiyle: Arevaluys Amalyan

100 yıl pişmanlık beklentisiyle: Margarita Mkhitaryan 

100 yıl pişmanlık beklentisiyle: Aharon Manukyan 

100 yıl pişmanlık beklentisiyle: Sute Koçaryan 

100 yıl pişmanlık beklentisiyle: Nektar Alatuzyanuu

!
Mevcut bu metin   Հայերեն, English and Русский
Print
Daha fazla haberler
Bütün
Fotoröportajlar
Partner news