News
Haber akışını gör

Ermenistan, Türkiye yönetiminin protokolleri ilanihaye rehin tutamıyacağını defalarca duyurdu. Ancak Ankara, bizim olduğu gibi uluslararası toplumun ısrarlı çağrılarına kulak asmadı. Beyan, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) oturumu esnasındaki konuşmasıyla Dışişleri Baknı Edward Nalbandyan’dan geldi.

Bağımsızlığından bu yana Ermenistan’ın Türkiye’yle ilişki tesis etme çabasında olduğunu belirten Nalbandyan:

ʺAncak Ermeni-Türk ilişkileri, cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın 2008’de Türkiye’yle ilişkileri normalleştirme süreci girişiminde bulunduğundan beri çıkmazda bulunmaya devam etmektedir.

Türk tarafıyla işte bu önkoşulsuz regülasyon ortak anlayışıyla başladık, müzakereler yürüttük, bunun sonucunda 10 Ekim 2008’da Zürih’te ‘Ermenistan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasında Diplomatik İlişkilerin Tesisine ilişkin’ ve ‘Ermenistan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasında İlişkilerin Geliştirilmesine ilişkin’ protokoller imzalandıʺ dedi.

Nalbandyan, tüm müzakere sürecinde uluslararası toplumun koşulsuz desteğini hissettiklerini, Ermeni-Türk ilişkilerinin regülasyonuna büyük önem vererek, Ermenistan’ın bu adımını ferasetli olarak gözlediklerini kaydederek ʺProtokollerin imza töreninde Rusya, ABD, Fransa, İsviçre Dışişleri Bakanları yanısıra AB Yüksek Temsilcisi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanının hazır bulunması söylenene tanıklık etmektedir.

Ermenistan daima protokollerin hayata geçirilmesi yönünde takipçi tutum sergilemiştir. Maalesef izleyen gelişmeler Ankara’nın normalleşmeye hazır olmadığını ve Türk tarafının sözümona tarihi uzlaşıya hazır olduğuna ilişkin yüksek perdeden demeçlerinin gerçeklikle alakası olmadığını bir kez daha gösterdi. Daha imza günü Türk tarafı, sürecin başlamasına dek kullandığı önkoşulları tekrar dillendirme gayretinde bulundu, bu sebeple imza töreni birkaç saatliğine ertelendi. Törende hazır bulunan uluslararası toplum temsilcileri gerek o zaman gerekse ondan sonra, protokollerin makul mühlette onaylanması ve önkoşulsuz gerçekleştirilmeleri gerektiğini duyurdularʺ dedi.

Zürih Protokollerinin imzalanması sonrasında Türkiye’nin tekrar önkoşullar diline geri döndüğü, bunun Protokollerin lafzı ve ruhuyla alakası olmadığı dahası tezat oluşturduğunu belirten Nalbandyan ʺTürkiye Protokollerin onaylanmasını, Dağlık Karabağ sorununun Azerbaycan tarafının maksimalist ve mesnetsiz yaklaşımlarına uygun çözümlemeyle koşulladı ve Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a karşı Azerbaycan’ın provokatif demeç ve fiillerini aleni memnuniyetle karşıladı.

Sadece Ermenistan değil, sürece destek olan ülke ve uluslararası örgütler, Dağlık Karabağ sorununun çözümünün Ermeni-Türk regülasyon süreciyle bağlantılandırılamıyacağını açıkça duyurdular. Böylesi gayretler iki sürece de zarar verebilirler.

Biz sürekli net bir şekilde Ermeni-Türk sürecinin hem başlangıcında, hem süreç devam ederken Ermenistan’ın asla Ermeni Soykırımının uluslararası ölçekte tanınmasının önemini sorgulamayacağını bir kez daha teyid ettik.

Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın birçok kereler vurguladığı gibi, Ermenistan önkoşullar diliyle konuşmadığı gibi, herhangi biri tarafından ön koşullar ileri sürülmesini de kabul etmezʺ dedi.

Nalbandyan sözlerinin devamında şunları da kaydetti:

ʺTürk tarafı tüm süreci çıkmaza sürüklerken, Ermenistan onay sürecini, her halukarda Türkiyenin eşdeğer adımlarına paralel protokolleri onaylamaya hazır olarak, askıya almak durumunda kaldı. Ermenistan’ın bu yaklaşımı farklı ülke ve uluslararası kurumlar tarafından anlayış ve teveccühle karşılandı.

Türkiye’nin, Ermeni-Türk ilişkilerinin regülasyon mecrasında ilerlemek istemediği, Ankara’nın 24 Nisan 2015’te Ermeni Soykırımının 100. Yıldönümüne katılım yönünde bakan Sarkisyan’ın davetini reddetmesiyle bir kez daha ortaya kondu; bunu Ağustos 2014’te Ankara’da Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan’a ben takdim ettim. Bu Türkiye tarafından kaçırılan fırsatlardan biriydi.

Ermenistan Türkiye yönetiminin protokolleri ilanihaye rehin tutamıyacağını defalarca duyurdu. Ancak Ankara bizim olduğu gibi uluslararası toplumun ısrarlı çağrılarına kulak asmadı.

Tabii ki biz Türkiye’nin lütfuna bel bağlamadık, aksine hukuken eşit, modern ilişkiler inşa etmeye gayret ettik.Türkiye’nin protokolleri onaylama hususundaki gönülsüzlüğünün sebebi belki de budur. En nihayetinde, bunlar Ermeni-Türk ilişkilerinin, bize şart koşulmayan, dahası Ermenistan’ın inisiyatifte bulunduğu ve önerilerimiz zemininde müzakere edilen ilk belgeleriydi. Ermenistan yerini korudu ve uluslararası ilişkilerin köşe taşı ilkesi akitlere saygı duyulmasına ilişkin ahde vefayı (pacta sunt servanda) ihlal ederek, stereotiplerinden kurtulma yönünde kendinde güç bulamıyan Türkiye’den farklı olarak,  tarafından girişimde bulunulan bu süreci ileri götürmeyi başardı.

Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin regülasyon sürecine başlarken biz izleyen olası seçenekleri tasavvur ediyorduk. Protokollerin onaylanması aracılığıyla ilişkilerin normalleşmesine çabalıyorduk, ancak Türkiye’nin mukabil siyasi irade göstermiyeceği ve üstlendiği yükümlülüklere saygı duymayabileceğinin de bilincindeydik.

Zaman, bu endişelerin haklı olduğunu gösterdi. Bugüne dek Türkiye resmi makamlarınca Protokollerin onaylanmasına yönelik herhangi bir adımın olmaması, protokollerin onaylanmasının önkoşullarla bağlantılandırılmasına yönelik daimi suretteki gayretler, Ermenistan ve Ermeni halkına yönelik Ankara’nın dillendirdiği provokatif demeçler, Türkiye’nin Protokollerin onaylanmasına ve hayata geçirmeye hazır olmadığına apaçık tanıklık etmektedir.ʺ

!
Mevcut bu metin   Հայերեն, English and Русский
Print
Fotoröportajlar
Partner news